Kekliğin değişik bir ötüşü vardı bu kez. Normalde gür ve kendine güvenli başlayan ve daha sonra uzun uzun devam eden o güzelim “gak gabak” sesleri bu defa endişeli birer “gak gak” ile başlıyor ve iki üç kere devam ettikten sonra susuyordu.
Bunun nedenini biraz sonra anladık.
Ankara’nın meşhur avlaklarından birisi olan Karatepe avlağı avcı kaynıyordu. Köpeklisi – köpeksizi, şehirlisi – köylüsü soluğu keklik avında almış. Dağlarda uzun siluetler… Hepsine uzaktan verdiğimiz selamlar karşılık bulmuyor. Eskiden ava bir müddet ara verip laflayan avcılar artık birbirlerinden kaçarcasına uzaklaşıyor. Israrla şapka salladığım genç bir avcı bana karşı tepeden soruyor: “Neee?”
Ne olacak? Bir şey yok… “Rastgele” diyecektim.
Keklikler de dağılan alayları toplamak için ötmeye korkuyor. İki gak gak sesinden fazlasını çıkaramıyor gariplerim. Bu dağda MAK Kararına aykırı bir şey yok ama ekolojiye aykırı bir şeyler var. Sevgili Ümit Özkanal’ın kulaklarını çınlatıyorum. Geçen ay İskoçya’dan ne de güzel örnek vermişti. Sayımlar, değerlendirmeler, bir de bizim İl Av Komisyonundan örnek vermişti. Allah’a emanet!!!
Önümüzden kalkan telaşlı çil alayında 6-7 tane birey saydım. İçlerinde küçük cüsseli gençler yok gibi.. Yanılmışımdır belki de ama sanki alayın tecrübesiz gençleri vurulmuş gibi geldi bana… Çilleri görmenin mutluluğu içerisinde devam ediyoruz.
Dağların geçilebilir yerlerinde otlar lastik izleriyle ezilmiş. Bunlar dört çeker land veya niva izleri değil. Traktör tekeri. Tarla olmayan bu yerlerde traktör ne arar? Tabii ki geceleri farla tavşan arar. Allah layığını versin, canım Anadolu köylüsünün…
Aşağıdaki gölde angıtların keyfi yerinde.. Bizim Yenipazar’da bunlara “ank kazı” derler. İri olduğundan kaz zannedilir. Halbuki bu bir ördek cinsidir. Yabancıların rudy duck dediği tür.. Turuncu göğüsleri ile uzaktan belli olurlar. Çevrede hala sulanan marul, ıspanak ve havuç tarlaları onlara yarıyor. Suyun ortasındaki sığ bölgede güvenle oturuyorlar. Aralarında bembeyaz gövdeleriyle beyaz balıkçıllar ve uzun boyunlarıyla hemen seçilen gri balıkçıllar manzarayı tamamlıyor.
Dağılan alaylardan birer keklik vuruyoruz. Kuşun durumu iyi. Ağırlığı yerinde. Avcılardan kaç kaç içerisinde kilo vermemiş. Anızlar yerinde olduğundan henüz yiyecek derdi yok.
Tarıma elverişli olmayan bu dağlık yerler yaban hayatı için doğal bir rezervuar niteliğinde. Ancak habitat ne kadar iyi olursa olsun, kontrolsüz avcılık alayları bozuyor, kaçak tavşan avcıları yüzünden, boylu otların arasında bir görünüp bir kaybolan uzun kulakları göremiyoruz.
Çözüm? Devletin getirebildiği çözüm belli. Yapabilirse hayvan salımı. Olmadı, ava kapatmak. Salınan hayvanlardan bugüne kadar hayır gelmediğini hem avcılar, hem de bilim söylüyor. Bir bölge ava kapanınca da seni beni dışarıda tutup, esas “terminatörler” dağa salınmış gibi oluyor. Zira yeterince kontrolün hiç bir zaman olmadığı bu ülkede, kaçak avcıya, far yapan köylüye dur durak yok. Onların makı muku yok.
Horoz keklik karşı tepeden bir daha ötüyor: “Gak gabak”… Benimse arkasından gitmeye ne takatım kalmış, ne de isteğim..
Rastgele…
Yazar: Mehmet EKİZOĞLU
Av Tutkusu Dergisi
Sayı: 166 Kasım 2011
















Yorum Yapılmamış
Keklik Ötümü Henüz hiçbir yorum yok. Bir yorum eklemek istermisiniz?